-Küçük çocuklar gibi olamazsan hiçbir zaman Tanrı'yı göremezsin.-John Edgar Hoover -Felsefedeki Tanrı'yı terk etmesi gereken tanrısız düşünme,belki de ilahi Tanrı'ya daha yakındır.-Martin Heidegger -İnsana sığabilene kainat;kainata sığamayana insan derim.-Muhammed İkbal -Kim iddia edebilir ki Einstein,Mevlana'dan daha iyi tabiat sırlarına erişmistir?-Prof. Dr. Mustafa İnan -Hakikati insanların ölçüsüyle tanımaya kalkma,insanları hakikatin ölçüsüyle tanı!-Hz. Ali -Bildiği halde susmak,bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir.-Hz. Ali -İlimden başka her şeyin azaldıkça değeri yükselir,ilmin ise çoğaldıkça değeri yükselir.-Hz. Ali -Bir adamın ateşli bir Tanrı'ya inanan ve bir evrimci olabilmesinden kuşku duymak bana saçma görünmektedir.Bir insanın Tanrı'ya inanan olarak adlandırmayı hak edip etmediği,bir not için çok fazla büyük bir konu olan,kavramın tanımına bağlıdır.En uç noktadaki iniş çıkışlarımda bile,ben hiçbir zaman bir Tanrı'nın varlığını inkar etme anlamında ateist olmadım.Genel olarak(ve yaşlandıkça giderek daha fazla ama her zaman değil) agnostiğin,akıl durumumun daha doğru bir tanımı olacağını düşünüyorum.-Charles Darwin -Endülüs'ten bize kala kala 30 kitap kaldı,atomu parçaladık.Hülagü'nün yaktığı yüz binlerce kitap kalsaydı eğer,şimdilerde galaksiler arasında top koştururduk.-Pierre Curie -Uzun yaşamım boyunca tek bir şey öğrenmiştim : Gerçekle karşılaştırıldığında tüm bilimimiz ilkel ve çocuksudur-ve yine de o,sahip olduğumuz en değerli şeydir.-Albert Einstein
Saf kuşkuculuğun kusuru,uç bir noktaya götürüldüğünde pozisyonun kendisinin ayakta duramamasıdır.Her şeyden kuşkulanıyorsanız,kendi kuşkuculuğunuzdan da kuşkulanmanız gerekir.Çöken atom altı parçacığı gibi saf kuşkuculuk da entelektüel buhar odamızın penceresini döndürür.
Aynı zamanda,kuşkucuların dar kafalı olduğu şeklinde popüler bir düşünce vardır.Hatta bazıları bize, “sinik” der.Kuşkucu derken kastettiğim,onu kanıtlamak ya da çürütmek için kanıt isteyerek özel bir iddianın geçerliliğini sorgulayan bir kişidir.Başka bir deyişle kuşkucular- “bana göster” eyaleti olan Missouri’dendir.Biz,harika bir iddia işittiğimizde, “Çok güzel,bunu kanıtla,” deriz.
İşte bir örnek.Yıllardır,”Yüzüncü Maymun Olgusu” konusunda öyküler işitiyordum ve suçu azaltmak,savaşları yok etmek ve genelde tek bir tür olarak birleşmek için bağlantı kurabildiğimiz konusunda bir çeşit toplu bilinç olabileceği olasılığıyla büyülenmiştim.Gerçekten 1992 başkanlık seçiminde bir aday-Doğa Yasası Partisi’nden Dr. John Hagelin- eğer seçilirse içsel bölümlerimizin sorunlarını çözecek bir plan uygulayacağını iddia etti : meditasyon.Hagelin ve diğerleri(özellikle Transandantal Meditasyon ya da TM taraftarları),düşüncenin,bir şekilde insanlar,özellikle meditasyon durumundaki insanlar arasında aktarılabileceğine inanıyordu;eğer yeterince insan aynı anda düşünceye dalarsa,bir çeşit kritik kütleye ulaşılacak,böylece önemli bir gezegensel değişikliğe yol açılacaktır.Yüzüncü Maymun olgusu,ortak olarak bu şaşırtıcı teorinin kanıtı olarak görülür.Öyküye göre 1950’lerde, Japon bilim adamları,Koshima Adası’ndaki maymunlara patates vermişler.Bir gün maymunlardan biri,patatesleri yıkamayı öğrenmiş ve sonra bu marifeti diğerlerine öğretmiş.Yüz Maymun-ünlü kritik kütle-bu marifeti öğrenince,aniden tüm maymunlar hatta yüzlerce mil ötedeki adalarda olanlar bile bunu öğrendi.Olgu konusundaki kitaplar bu teoriyi,Yeni Çağ çevrelerinde geniş ölçüde yaymıştı.Örneğin,Lyall Watson’un “Yaşam Gelgiti(1979)” ve Ken Keyes’in “Yüzüncü Maymun’u(1982)” birçok baskı yapmış ve milyonlarca adet satmıştır;hatta Elda Hartley “Yüzüncü Maymun” isimli bir film yapmıştır.
Bir kuşkuculuk denemesi yaparak,olayların gerçekten bildirildiği gibi olup olmadığını sorarak başlayın.Öyle olmamıştı.1952’de primataloglar,maymunların yerel çiftlikleri yağmalamaması için tatlı patetes vermeye başladılar.Bir maymun gerçekten,tatlı patatesi bir derede ya da okyanusta yıkamayı öğrendi ve diğer maymunlar,gerçekten davranışı taklit etmeyi öğrendiler.Şimdi Watson’un kitabını daha dikkatli inceleyelim.Şunu kabul etmektedir : “Birisinin,öykünün kalanını primat araştırıcıları arasındaki kişisel anekdotlardan ve folklor parçalarından toparlaması gerekir;çünkü onların pek çoğu hala ne olduğundan tam olarak emin değildir.Bu yüzden ayrıntıları uydurmak zorunda kaldım.” Sonra Watson şu varsayımda bulunur : “Koshima’da belirsiz sayıda maymun tatlı patatesi denizde yıkıyordu,”-bu,insanın beklediği kesinlik düzeyi değildi.-Sonra şunu söylüyordu: “Argüman olması için diyelim ki sayı doksan dokuzdu ve Salı sabahı saat 11:00’de sürüye her zamanki gibi bir değişiklik daha eklendi.Ama yüzüncü maymunun eklenmesi,onu bir çeşit kritik kütle haline getirerek,sayıyı açıkça bir çeşit eşikten geçirdi.” Watson,bu noktada alışkanlığın,”doğal sınırları aşmış ve aynı anda diğer adalarda ortaya çıkmış gibi göründüğünü,” söylemektedir.
Tam burada duralım.Bilim adamları,ayrıntıları “uydurmaz” ya da “anekdotlardan” ve “folklor parçalarından” harika varsayımlarda bulunmaz.Aslında bazı bilim adamları,gerçekten tam olarak ne olduğunu kaydetti(örneğin Baldwin ve diğerleri 1980;İmanishi 1983;Kawai 1962).Araştırma,1952’de,yirmi maymundan oluşan bir grupla başladı ve adadaki her maymun dikkatle gözlendi.1962’de grup,elli dokuz maymuna çıktı ve elli dokuz maymunun tam olarak otuz altı tanesi tatlı patateslerini yıkıyordu.Davranışın “aniden” kazanılması,gerçekte on yıl aldı ve “yüz maymun” gerçekte 1962’de sadece otuz altıydı.Üstelik maymunların ne bildiği konusunda sonsuza kadar varsayımda bulunabiliriz ama gruptaki tüm maymunların yıkama davranışını göstermedikleri gerçeği kalır.Ve bu arada,diğer adalarda benzer davranışlar olduğu konusunda benzer bazı raporlar olsa da,gözlemler 1953 ve 1967 arasında yapılmıştı.Ani değildi ve Koshima ile ilgisi olmasına da gerek yoktu.Örneğin,diğer adalardaki maymunlar bu basit yeteneği kendileri keşfetmiş olabilirdi ya da diğer adalardaki yerliler onlara öğretmiş olabilirdi.Ne olursa olsun,bu olağanüstü iddiayı destekleyecek hiçbir kanıt olmadığı gibi açıklayacak gerçek bir olgu da yoktu.
-İNSANLAR NEDEN SAÇMA ŞEYLERE İNANIR-MICHAEL SHERMER-ALTIN BİLEK YAYINLARI
Kosmosta bizden başka düşünen var mı var bize benzer mi bilmiyorum belki bizden güzeldir bizona benzer mesela ama çayırdan nazik belki de akarsuyun şavkına benzer belki çirkindir bizden karıncaya benzer mesela ama tıraktörden iri belki de kapı gıcırtısına benzer belki ne güzeldir bizden ne de çirkin belki tıpatıp bize benzer ve yıldızların birinde hangisinde bilmiyorum yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz hangi dilde bilmiyorum yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunla Tovariş diyecek söze bu sözle başlayacak biliyorum Tovariş diyecek ne üs kurmağa geldim yıldızına ne petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe Koka-kola satacak da değilim selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına, bedava ekmek ve bedava karanfil adına mutlu emeklerle mutlu dinlenmeler adına “Yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber” diyebilmek adına evlerin yurtların dünyaların ve kosmosun kardeşliği adına
Gün gelir de Aşkdeniz gönlün Taşarsa deli gözlerinden Ve aşkıya gönlüme cennet olursa gülen yüzün İşte o vakit Aşıkhava sineması gibi seyret evreni gözlerimden OMAYRA MAY
Ağacın,kuşun,kedinin,çiçeğin,yıldızın,
yakamozun,gökkuşağının diliyle merhaba.
Vatanım doğa,milliyetim insan,dinim aşk ve dostluktur.Sevgi ve umutla beslenen,emekle gelişen,bilimle aydınlanan bir dünya için çocuk kalmaya çalışıyorum hala.